3 Ekim 2011 Pazartesi

YAKALANDI!

Sokakta dolaşırken yakalandı! Ojeleri kırmızı ve yarım yamalaktı ve yamalıydı hayatı. Kaç kişinin en yakını olduğunu ve sonra en uzağı, saymayı bıraktı, saymayı hep bırakır oldu bir yerden sonra. Bıktı kendine sormaktan kaç yaşında, kaçıncı sınıfta olduğunu, kaç kuruş kazandığını, beşi beş liradan beş elmanın kaç lira olduğunu, kaçın kurası olduğunu; aslında yemediğini bunların hiçbirini. Ojelerini ve tırnaklarını da yemediğini ama neden bu kadar çirkin olduklarını düşündü.
Evde uyurken yakalandı! Gece uyku tutmamıştı, o taş kadının oynadığı diziyi izleyip yoğurtlu makarna yemişti gecenin içinde. Yağmur tık tık vurmuştu gagalarını cama, o da mı yoğurtlu makarna yemek istedi acaba diye düşünürken ve “ahmak ıslatan” dedikleri yağmurun adına kıs kıs gülerken aklına gelmişti yağmuru beslemek. Camı açıp saçlarını ıslatarak yağmuru beslemişti ve içine çekmişti mis gibi toprak kokusunu. Bir ani hareket sonucu çorabı yırtılınca, baş parmağı çorabın içinden fırlamıştı, sesli sesli “Aa asker çıktı!” diye nara atarken yakalandı!
Okulda bakarken yakalandı! İki saat önce gelmişti buraya ve hala burada oturuyordu, bir an olsun bile sıkılmamayı nasıl başardığını düşündü gelene geçene bakmayı sürdürürken. Yorum yapmaktan sıkılmaya vakit bulamamıştı: “...şunlar taze sevgili, oha her gün yeni bir güzel türüyor, bari NH’ye piramidin arkasından dolanarak gideyim bu sefer, bu proje bitmez dostum, şirinler aşkına neden herkes bir anda topuklu ayakkabı giymeye başladı, şirinler’le yalan rüzgarı’nın aynı saatte olması ilk anne kız kavgamızın sebebi olabilir sanırım, evet, sevgiliye yeni bot alacağız, ayakları su almasın, bana da lazım tabii ki, iyisinden alalım da ömürlük olsun, of bu kızın poposu çok büyük, kıçı yere yakın olandan korkacaksın, şu tütün sarma işine geçmemiz bayağı iyi oldu, kârımızla bot alırız işte, of akşama ne yesek...” Yine boğazını düşünürken yakalandı!
Metrobüse binme sırasında önündekileri itelerken yakalandı! Ama birisi daha yakalandı kendisiyle birlikte, bu birisi “ayy bu ne yaa, balık istifi gibi” diye söylenerek, önündekileri kakalamayı da ihmal etmiyordu. Yol boyunca önünde duran üç kızdan ikisinin kardeş olduğunu düşündü, ama hangi ikisi olduğunu çıkaramadı. Biri havalıydı, biri güzel, biri tatlı. Ama hepsi yeşil gözlüydü. Rugan ayakkabı giyen erkeklerin ne kadar feminenleştiklerini nasıl olup da farketmediklerini düşündü. Erkenden yerinden kalkarken buldu kendini, ilk o inecekti metrobüsten. Hırslıydı da, azimliydi bu konuda. Hırslarına yenik düşerken yakalandı.
Duş alırken yakalandı! “Buraya bir lavaboaç almalı” diye düşünüyordu. Belli aralıklarla suyu kapatıyordu ki, su duşakabinden dışarı taşmasın. Bir an önce çıkmalıydı şu banyodan, saçından kopan kıllar iyice tıkamıştı gideri, duş sahneleri neden o kadar seksi geliyordu ki insanlara anlamazdı hiçbir zaman, öyle süzüle süzüle saçlarını duruladığı hiç olmamıştı. Banyo yapmaktan nefret ettiğini düşünürken yakalandı!
Yakaladı durdu kendi kendini, o kaçtı kendisi kovaladı. Kendisi bir dedektif gibi peşindeydi, ama bir an peşinden ayrılmıyordu ki nasıl uzaklaşsın, aynı hızda giden iki özneydiler; biri gizli özne, diğeri sözde. Yorulup yavaşladığı her seferde yakalandı ve kurtulamadı ve kaçamadı kendinden, kendinde hapsoldu kaldı.
Zaman zaman kendinden nefret ederken yakalandı!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder